Himalaya Dağcılığının Vazgeçilmez Yerlileri “Şerpa’lar”

Everest’e ilk defa tırmanma çabaları 1921 yılında Hindistan’ın Darjeeling kentinde başlamıştır. İngilizler bundan sonraki 20 yıl boyunca 6 başarısız sefer düzenlediler. 1950’lere gelindiğinde İngilizlere, İsviçreliler de katıldı. Her denemede onlara destek veren Şerpa’lar yüksek irtifadaki güçleriyle tanınıyorlardı…

     En tanınmış Şerpa olan Tenzing Norgay 1914 yılında Everest’in güneyinde bulunan Solukhumbu’da doğdu. 30’lu yıllarda evden kaçarak Darjeeling’e yerleşen Norgay 1935 yılında yük taşıyıcısı olarak Sir Eric Shipton’ın Everest’e düzenlediği bir sefere katıldı. Bu onun ilk deneyimiydi. Daha sonraki yıllarda düzenlenen tırmanışların birçoğunda bulundu. Her iki ülke de başarılı olabilmek için o zamanların en iyi Şerpa dağcısına, Tenzing Norgay’e ihtiyaçları olduğunu biliyorlardı. Bugün Darjeeling Hayvanat Bahçesi’nin içerisinde, Himalaya Dağcılık Enstitüsü bulunur. 1953 yılında Everest’e ilk tırmanan Sherpa dağcısı Tenzing Norgay’ın küllerinin olduğu anıt mezarı ve arkadaşı Edmund Hillary’nin de bir heykelinin burada olması bu kentin önemini bir kat daha arttırır. Tenzing Norgay, aslında Dajeeling’li olmamasına rağmen, 1986’daki ölümüne kadar burada yaşamış ve Everest’e ilk çıktığında, Tibet kökenli ve Nepal’li bir dağcı olduğu için, Hindistan da dâhil 3 ülke onu sahiplenmişti. 40’lı yılların sonlarına doğru yük taşıyıcılarının lideri oldu. Daha sonra Farsça kökenli “Serdar” kelimesinden gelen ve Şerpa’ların diline de geçmiş olan “Sirdar” ona hitap edilen bir sözcük haline geldi…


     Himalayalar’daki dağlara tırmanışlarda batılı dağcıların yüklerini taşımak için ekibe katılmak isteyen Şerpa’lar ilk önce sıraya girmeleri gerekir. Her Şerpa önce, hastalığı ya da fiziksel sorununun olup olmadığının anlaşılabilmesi için kontrolden geçirilmesi gerekir. Eğer birinin hastalığı varsa bir sonraki hamal muayeneye alınır. Ekip tamamlanınca, çoğu yalınayak olan yüzlerce Şerpa, ağırlığı yaklaşık 10 tonu bulan malzemeleri, oksijenin seyrek olduğu ana kamplara taşınmak için, yerleşim birimlerinden yola çıkarlar. Şerpa’ların ana kamplara varmaları uzaklığa göre bazı durumlarda 8-10 günü bulabilir. Öyle ki Himalayalar’ın eteklerinde yaşayan bu insanlara rastladığınızda bir köyden, diğer bir yerleşim birimine uzaklığın kaç km. yerine, kaç saat veya kaç günde varıldığını sormanız gerekir. Çünkü bu bölgede ne bir araç yolu, ne de buralarda işleyebilen bir motorlu araç bulunur. Yani her şey yürüme mesafesiyle ölçülür. Şerpa halkı modern kentlerden aldıkları yapı ve inşaat malzemelerini dahi günlerce süren yolculuklarından sonra köylerine ulaştırırlar. Fakat daha varlıklı olanlar yaklardan yararlanırlar. Kırsal kesimlerde yaşayan Şerpa’lar da, şehirlerdeki gibi modern yaşam isteği yaygınlaştığından, engebeli patikalarda giderken, hamalların sırtlarında taşıdıkları küfelerin içlerinde ne ilginçtir ki, klozet, güneş panelleri ve mutfak lavabolarına dahi rastlayabilirsiniz. 


    Önceleri Lukla kasabasının bulunduğu Solukhumbu bölgesinde havaalanı olmadığı için, Katmandu’dan yola çıkan bir tırmanış ekibi Khumbu vadisine giden patikayı son karayolu noktası olan Jiri kasabasından takip ederek ancak bir hafta süren bir yürüyüşten sonra Lukla kasabasına varabiliyordu. İlk önce Sir Edmund Hillary’nin girişimiyle toprak zeminli bir havaalanı yapıldı. Sonra da o zemine 1990’ların başlarında asfalt döküldü. Ama bu durum yine de o havaalanın en tehlikeli olmasını değiştiremedi. Nepal’in özellikle kuzey bölgelerinde bulunan ve biraz düzlükte yer alan yerleşim yerlerinin bazılarına çift motorlu küçük uçakların inebilmesi için küçük pistler yapılmıştır.


     -“Uçağı kullanan pilotlar, Himalayalar’ın üzerinde uçarken yüksek dorukların arasındaki derin Khumbu Vadisi’nin içine doğru alçalıyor ve etrafını çeviren bulutların içinden geçerek tehlikeli manevralarla, ineceği yokuş yukarı inşa edilmiş, küçük havaalanını arıyor gibiydi. Uçak, havada bir sağa, bir sola şiddetli bir şekilde savrulurken, sonunda yokuş yukarı 30 derecelik bir eğimle tırmanılan ama tekerlerinin ilk değdiği yerin yaklaşık 300 metrelik bir uçurumla son bulduğu, 2850 metre rakımlı Lukla Havaalanına kazasız belasız bizi indirmişti. Uçağın merdivenlerinden indiğimde hâlâ korkudan tir tir titriyordum. Kendime geldikten sonra bir süre pistin üzerinde durup, bizi Lukla’ya getiren Nepalli genç pilotlara uzun uzun baktım. O sırada bende öyle bir duygu oluşmuştu ki, onların boynuna sarılmak istemiş ve içimden teşekkür ederek müthiş bir sevgi duygusu içerisinde bakmıştım…”


     Yüzyıllardan beri Şerpa’lar yüksek irtifada yaşamlarını sürdüren Moğol – Tibet kökenli, ve dindar Budist bir halktır. Araştırmalar sonucunda özellikle batılılardan veya alçak irtifalarda yaşayan insanlardan farklı olarak bu yörede yaşayan yerlilerin kanında daha fazla alyuvar olduğu ortaya çıkmıştır ve dakika başına daha fazla soluk alıp verme anlamına gelir ki, bu da insanların yüksek irtifaya ne denli uyum sağladıklarının bir göstergesidir. Everest’in güneyinde bulunan bu bölgenin merkezi yaklaşık 1000 nüfuslu Namche Bazaar’dır. Namche Bazaar 3400 metrede dik bir uçurumun kenarına kurulu, hilali andıran veya daha çok bir amfi tiyatroya benzeyen konumdadır. Bu kasabada, bilardo masalı ve Bob Marley posterli bir rock bar, dişçi, berber, pizzacı, dağcı malzemeleri satan birçok mağaza, internet cafe, döviz bürosu da bulunur. Kasabada kurulan Cumartesi Pazarında az kullanılmış dağcı malzemelerinden tutun da, Çin’den getirilen ve orijinalinden taklit edilmiş spor ayakkabılarına ve güneş panellerine kadar her şeyin satıldığını görmeniz mümkündür. Bu kasabanın birkaç saat kuzeyinde bulunan Khumjung’da, Everest’e ilk çıkan Yeni Zelanda’lı dağcı Sir Edmund Hillary’nin yaptırdığı ilköğretim ve lise düzeyinde okullar ve bir de sağlık ocağı vardır. 


    - Yıllar önce Himalayalar’a ilk geldiğimde, kırsaldaki uzak köylerden Namche Bazaar’daki sağlık ocağına varabilmek için saatlerce yürümüş bir kadının hastaneye yetişemeden yakınlarda bir yerlerde ikiz doğurduğunu ve ertesi gün de iki bebeğiyle birlikte tekrar köyüne geri döndüğünü anlatmıştı bana, Namche Bazaar’lı bir otel işletmecisi.


     Tibet, Nepal ve Hindistan’da yaklaşık 100.000 Şerpa yaşar. Doğu halkı anlamına gelen Şerpa’lar, Nepal’de bulunan yaklaşık 25 etnik gruptan en tanınmışlarıdır. Kuzeyde yaşayan etnik gruplardan olan Magar’lar, Tamang’lar, ve Rai’ler de, artık Şerpalar gibi anılır olmuşlardır. Dünyanın en popüler trekking bölgesi olan Nepal Himalayalar’ına yılda yaklaşık 50000 kişi trekking ve tırmanış için gelir. Şerpa’lar batılılar tarafından organize edilen 7000 ve 8000 metrelik tırmanışlara katılmalarının dışında, 6000 metrenin altında keşfe çıkan doğa yürüyüşçülerine de rehberlik ederler. Bu vadilerde bulunan 250 civarında otel ve guest house tarzı konaklama yerlerini de Şerpa’lar işletir. Bunun yanı sıra Katmandu’da yaşayan Şerpa’lar da turizm, rehberlik ve hizmet sektöründe iş sahibi olmuşlardır. Bunların arasında Everest’in zirvesine 8-10 kez tırmananlar da vardır. Ortalama kişi başına düşen yıllık gelirin Nepal’de 1500 dolar civarında olduğu düşünüldüğünde, Şerpa’ların geliri ise 4 katına kadar çıkabiliyor. Bundan dolayı birçok aile çocuklarını Katmandu’daki yatılı okullara gönderebiliyor. Günümüzde Şerpa’lar dünyanın birçok yerine yayılmış durumdadır. Örneğin yıllar öncesinde bir makalede, New york’ta bir Şerpa rock grubunun olduğunu, Japonya’da restoran işletenleri, Dubai’deki yüksek binaların camlarını silenleri ve başka coğrafyalardaki dağlarda Şerpa dağcılarının da rehberlik yaptıklarını okumuştum. Günümüzde Himalaya yüksek irtifa dağcılığının vazgeçilmez tırmanıcıları olan Şerpa’lar artık 8000 metre üzeri tırmanışlarda yerlerini almış durumdadır.


     Bu bölgelerin en büyük sorunlarından bir kaçı da özellikle turistlerin bıraktıkları çöpler ve ağaç kesimi yüzünden özellikle koruma altındaki ormanların bozulması. Bundan dolayı bu coğrafyada yaşayan insanlar çoğu zaman turistlerden kalan pislikleri ve çevreye verdikleri zararları onarmaya çalıştıklarını, Everest ana kampına yaptığım yolculukta görmüştüm. Son olarak, yıllar önce Tengboche’de röportaj yapan bir batılı gazetecinin, “ Neden buralarda yol yok sorusu üzerine, bir Şerpa’nın söylediği gibi: “Eğer yol olsaydı bu coğrafyada dağlarımızın yalçınlığını hissedebilir miydik? Uçurumlarımızdan dökülen çağlayanlarınızın sesini işitebilir miydik? Mantra taşlarının yanından geçerken dua edebilir miydik? İşte bundan dolayıdır ki bu yamaçlarda böyle bir şey olmamalı.




07 Kasım 2016 17:27