ANNAPURNA TIRMANILAN İLK 8000'LİK DAĞ


Güçleri tükenmiş iki adam, rüzgarların dövdüğü kar yamacında ilerliyorlardı. Nihayet dar bir sahanlığa çıkabildiler.

    Şimdi insanoğlunun ayak bastığı en yüksek doruğa ulaşmışlardı…


     8.091m. yüksekliğe kadar uzanan ve Sanskrit dilinde “Besin Tanrıçası” anlamına gelen Annapurna 14 tane 8000 metreyi aşan zirveler içinde 10. Sıradaydı. O güne kadar kimse böyle bir yüksekliğe ulaşamamıştı. Aslında değil bu dağlara tırmanmak eteklerine varmak bile olanaksızdı. Tibet yabancıları asla istememişti. Hindistan ve Pakistan ise Keşmir sorunuyla uğraşıyordu. Ancak 1949 yılında, kuzeyde bulunan Nepal Krallığının mihracesi, Fransız elçisine ülkesinde böyle bir keşfe izin verebileceğini bildirmişti. Bu onurlu keşfe katılmak için başvuran yüzlerce aday arasından 9 kişi seçilmişti ve ekibin lideri ise 31 yaşında bir mühendis olan Maurice Herzog’tu.

 

\"\"

 

    Bu ekibin içinde o dönem Alp’lerin en parlak isimlerinden, Gaston Rebuffat ve Himalayaların 5. En yüksek doruğu Makalu’ya 5 yıl sonra ilk tırmanacak olan Lionel Terray da vardı.

 

      Lionel Terray kendi tırmanışını anlattığı “Stars at Midday”, Güpegündüz Yıldızlar adlı 1960 yılında kendi çektiği belgesel filminde, Makalu’yu tırmanırken öğle vakitlerinde bile gökyüzüne baktığında Tibet taraflarında yıldızları gördüğünden bahseder. Lionel Terray 6 yıl sonra Verkors Massif’inde(Fransız Alpleri) hayatını kaybetmişti.

 

\"\"

 

    1950 yılının Nisan ortalarına doğru Katmandu’dan yola ekibe keşif sırasında 100’e yakın Şerpa eşlik ediyordu ve yak’lar da 4 ton malzeme taşıyordu. Himalayaların yüksek duvarları önlerinde belirdiği zaman, ellerindeki bir iki haritanın kendilerine hiç bir yararı olmuyordu. Çünkü o dönemde çizilen haritalarda çok büyük hatalar vardı. Platoda yaşayan yerlilere gelince, onların inançlarına göre bu yüksek dağlarda tanrılar veya cinler oturuyordu. Bundan dolayı yol konusunda yabancılara hiçbir bilgi vermiyorlardı.

 

\"\"

 

    Ana kampı 5000 metrelerde, 2. kampı ise 5900 metrede kurdular. 4. kamp kurulamadan hava bozmaya başladı. Çadırda hemen her sabah tipi ile uyanıyorlar ve fırtına gecenin geç saatlerine kadar devam ediyordu. Nihayet tipi durmuş, rüzgar dinmiş ve güneş sisleri delerek buz duvarları üzerinden gözleri kamaştırmaya başlamıştı. Dağcılar yükseğe uyum nedeniyle sürekli aşağı kamplara inip çıkıyorlardı. Sonunda 6900 metrelerde 4. kampı kurmayı başardılar. Tam zirveye yaklaşmışlarken ulaşmalarına kayalık bir duvar engel oluyordu. Bu nedenle 7750 metrede 5. kampı kurmak zorunda kaldılar. Gece fırtına dinmek bilmiyordu. Sabah tekrar yola çıkarken, aşağı kamplarda kalan ekipler sürekli yer değiştiriyorlar, 3. kamptakiler 4. ye, 4. kampın dağcıları ise 5.ye tırmanıyorlardı. Harcadıkları güç ve çaba yüzünden ciğerleri sanki çatlayacakmış gibi acıyor ve boğulmamak ister gibi her adımda durup derin derin nefes alıyorlar fakat bu oksijeni az ince hava kendilerine bekledikleri ferahlığı veremiyordu. Sonunda önlerinde bir leke belirdi, bu zirveden önceki son kaya duvarıydı. Yaklaştıklarında tam duvarın ortasında bir çatlak gördüler ve ayaklarını bu çatlağa koydular sonrasında ise  yüzlerini bir rüzgar yaladı!.. Bu rüzgar dağın diğer tarafından geliyordu. Evet zirve birkaç adım ötedeydi. 3 Haziran 1950 yılında Maurice Herzog ve Louis Lachenal 8.091 metrelik Annapurna’nın zirvesine ulaşmışlardı. Şimdi son olarak geleneksel bir şey yapacaklardı. Herzog eldivenlerini,  fotoğraf makinesini ve Fransız bayrağını  çantasından çıkarttı. Makineyi arkadaşına verdi ve bayrağı da Annapurna’nın zirvesine dikti. 

 

\"\"

 

    Birkaç dakika sonra iki arkadaş inişe geçtiler, korkunç soğuk onları uyuşturmuş gibiydi. Birden Louis Lachenal bağırdı.

- Maurice Maurice eldivenlerin nerede!..

     Maurice ellerine baktı ve birden irkildi. Elleri çıplaktı, kürklü eldivenleri zirvede unutmuştu. Zorlu bir inişten sonra sendeleyerek 5. kampa vardılar. Arkadaşları onları karşıladı fakat Herzog’un elleri, Lachenal’in ayakları donmuştu. Yarı baygın vaziyette 4. kampa inmeyi de başardılar  ve 2. kamp sonunda da ana kampa indiler. Fakat Herzog’un elleri kangren olmak üzereydi. 10 Haziran,  Muson yağmurları başlamak üzere olduğu için çadır bezinden sedye yapıp bir an önce Pokhara’ya yetiştirilmesi gerekiyordu. Fakat kangrenli parmaklar çok acıdığı için Doktor Oudot sürekli morfinli iğne yapıyordu, sonunda ilerde olacak tehlikelerden korkarak bu iki kahramanın parmaklarını kesmeye mecbur oldu…


\"\"

01 Eylül 2016 14:42